Aracı kurum hesabımda ilk kez "kredili işlem limiti" satırını gördüğümde, açıkçası bunu bir ödül gibi algılamıştım. Sanki portföyüm belli bir olgunluğa erişmiş, bana da ek bir bütçe tanınmıştı. Yıllar sonra anladım ki o satır bir ödül değil, bir teklif. Ve her teklif gibi, kabul edip etmeme kararını verirken karşılaştırma yapmak gerekiyordu: elde ettiğim potansiyel getiri, ödediğim faiz ve taşıdığım risk üçlüsü arasında.
Aşağıda, kredili menkul kıymet işleminin mekaniğini kendi deneyimimden süzerek anlatacağım. Amacım sizi ne teşvik etmek ne de korkutmak; kararı verirken hangi sayılara bakmanız gerektiğini göstermek.
Marj hesabı, kısaca aracı kurumun size teminat karşılığı borç vererek hisse alım gücünüzü büyüttüğü bir yapı. Nakit hesapta 100 bin liranız varsa 100 binlik hisse alabilirsiniz; marj hesabında aynı parayla, kurumun özkaynak oranına ve hissenin teminat oranına bağlı olarak daha fazlasını alabilirsiniz. Fark burada bitiyor sanılır, ama gerçek fark risk tarafında başlıyor.
Sistemin üç temel kavramı var. Teminat, hesabınızdaki nakit ve kabul edilebilir menkul kıymetlerin toplamı. Özkaynak, portföy değerinden borcunuzu çıkardığınızda kalan kısım. Sürdürme oranı ise özkaynağınızın toplam portföye oranının altına inmemesi gereken eşik. Bu eşiği ilk defa bir düşüş gününde öğrenmek, öğrenmenin en pahalı yolu.
Kritik nokta şu: teminata konu her hisse aynı ağırlıkta sayılmaz. Yüksek işlem hacimli, likit hisseler daha yüksek oranda teminat kabul edilirken, ince hacimli hisselerin teminat değeri düşük tutulur ya da hiç kabul edilmez. Yani portföyünüzün bileşimi değişmeden, sadece hangi hisselerde durduğunuza göre kullanılabilir limitiniz değişir.
Kredili işlemde faiz genelde günlük işler ve kalan bakiye üzerinden hesaplanır. Benim en somut hatam, "yıllık yüzde şu kadar" ifadesini bir tüketici kredisi mantığıyla okumak olmuştu. Oysa burada anaparayı taksitle azaltmıyorsunuz; pozisyonu kapatana kadar borç aynı seviyede duruyor ve faiz her gün birikiyor. Üç ay taşıdığınız bir pozisyonda hissenin sadece yatay kalması bile sizin için zarar demek.
Basit bir eşik hesabı işe yarıyor: yıllık maliyet oranını 365'e bölüp elde tutma gün sayısıyla çarpıyorum. Çıkan yüzde, hissenin "başabaş" için yapması gereken minimum yükseliş. Bu sayıyı görmek, pek çok fikri baştan elemeye yeter. Mevduat oranlarını karşılaştırdığım tabloya baktığımda, risksiz getirinin bile bu eşikten yüksek olduğu dönemler oldu.
Özkaynak oranı eşiğin altına düştüğünde kurum ek teminat ister. Süresi kısa, genelde birkaç iş günü. Yatıramazsanız pozisyonlar sizin seçiminizle değil, kurumun tercihiyle satılır. Ve bu satış, çoğunlukla piyasanın en kötü gününde gerçekleşir; çünkü çağrıyı tetikleyen şey tam olarak o kötü gündür. Kaldıraçlı yatırımda en büyük zararlar yanlış hisse seçiminden değil, doğru hissede pozisyonu taşıyacak nakdin bulunmamasından geliyor.
Karar aşamasındaysanız, kredili menkul kıymet işlemini soyut bir "risk" olarak değil, diğer seçeneklerle yan yana koyarak değerlendirin.
| Kriter | Nakit hesap | Marj hesabı | Fon / dolaylı |
|---|---|---|---|
| Maksimum kayıp | Yatırılan tutar | Yatırılan tutardan fazlası olabilir | Yatırılan tutar |
| Taşıma maliyeti | Yok | Günlük faiz | Yönetim gideri |
| Zamanlama baskısı | Yok | Yüksek (teminat çağrısı) | Düşük |
| Uygun vade | Serbest | Kısa | Orta–uzun |
Tablodaki en belirleyici satır bence "zamanlama baskısı". Nakit hesapta yanlış zamanda alım yapmışsanız bekleyebilirsiniz; marj hesabında bekleme lüksünü faiz ve teminat çağrısı birlikte elinizden alır.
Bazı arkadaşlarım tüketici kredisi çekip borsaya girmeyi daha "kontrollü" buluyor; sonuçta teminat çağrısı yok, taksit belli. Kâğıt üstünde doğru, ama iki şeyi gözden kaçırıyorlar: kredide faizi ilk günden tam vade üzerinden taahhüt ediyorsunuz ve kredi notunuzu bir piyasa bahsine bağlıyorsunuz. Konut kredisi ile tüketici kredisi maliyetlerini karşılaştırırken kullandığım aynı disiplin burada da geçerli — borcun amacı gelir üretmek olmalı, dalgalanmayı finanse etmek değil.
Kendi kuralımı paylaşayım: kredili kısmı asla özkaynağımın belirli bir yüzdesinin üzerine çıkarmıyorum ve o oranı piyasa yükselirken değiştirmiyorum. Kaldıraç iştahının en arttığı an, tam da en tehlikeli olduğu andır.
Marj hesabı bir yat