BES hesabımı açtığım ilk gün fon seçimi ekranına baktığımda ne yapacağımı bilmiyordum. Karşımda on beş civarı fon adı vardı: "kamu borçlanma araçları", "katılım standart", "hisse", "altın", "kısa vadeli kira sertifikası"... Hepsinin yanında bir getiri yüzdesi yazıyordu ve ben doğal olarak en yüksek olanı seçtim. Bugün geriye dönüp baktığımda o kararın mantığı değil, refleksi olduğunu görüyorum. Çünkü bir emeklilik fonu yatırım stratejisi seçerken bakılması gereken ilk şey geçmiş getiri değil, paranın ne zaman size ihtiyaç duyulacağı.
Aradan yıllar geçti, dağılımımı üç kez ciddi şekilde değiştirdim, iki kez de "değiştirmemem gerekirdi" dedim. Bu yazıda kendi deneyimimden çıkardığım karşılaştırma çerçevesini anlatıyorum. Emeklilik planının kendisini seçme aşamasındaysanız, plan seçenekleri ve şirket karşılaştırması ayrı bir konu; burada plan içindeki fon dağılımına odaklanıyorum.
Emeklilik birikiminin en büyük avantajı, diğer yatırımlarımda hiç sahip olmadığım şey: zaman. Borsada üç ay sonra ihtiyacım olacak parayla oynayamam, ama 25 yıl sonra kullanacağım parayla dalgalanmayı göze alabilirim. Bu yüzden kendime sorduğum ilk soru hep aynı: bu paraya kaç yıl dokunmayacağım?
Otuzlarımın başında hisse ağırlıklı fonlarda çift haneli düşüş gördüğüm aylar oldu. İlk seferinde panikleyip borçlanma araçları fonuna geçtim; üç ay sonra toparlanmayı kaçırdığımı fark ettim. Bugün o dönem için doğru yaklaşımın hisse ve değişken fonlarda yüksek ağırlık, düzenli katkı ve ekrana az bakmak olduğunu düşünüyorum. Uzun vadede beni asıl yiyen düşüş değil, satın alma gücünü koruyamamak.
Kırklarımda yaptığım en faydalı şey, tek seferde değil kademeli olarak ağırlık düşürmek oldu. Her yıl katkı payımın bir kısmını hisse yerine borçlanma ve kira sertifikası fonlarına yönlendirdim. Böylece mevcut birikimi satıp alım-satım maliyeti ve kötü zamanlama riski üstlenmedim, sadece yeni parayı farklı yere koydum. Bu yöntemi tavsiye ediyorum: portföyü yeniden dengelemenin en yumuşak yolu, yeni katkıyla dengelemek.
Vade yaklaştığında matematik değişiyor. Yüzde 20'lik bir düşüşü telafi etmek için 20 yılınız varsa sorun değil; 4 yılınız varsa bu, emeklilik tarihinizi öteler. Bu dönemde kısa vadeli borçnlanma, likit ve para piyasası tarzı fonların ağırlığı artıyor. Ben burada mevduat faiz oranlarını da izliyorum, çünkü fonun getirdiği ile bankanın verdiği arasındaki fark bir kıyas noktası oluyor.
| Emekliliğe kalan süre | Hisse/değişken ağırlık | Borçlanma/likit ağırlık | Ana amaç |
|---|---|---|---|
| 20 yıl üzeri | Yüksek | Düşük | Reel büyüme |
| 10-20 yıl | Orta-yüksek | Orta | Büyüme + dengeleme |
| 5-10 yıl | Orta-düşük | Yüksek | Kazancı korumak |
| 5 yıl altı | Düşük | Çok yüksek | Sermayeyi korumak |
Bu tablo bir kural değil, benim kendi kararlarımı test ettiğim bir referans. Gelir düzeyiniz, başka birikiminiz olup olmadığı, konut kredisi borcunuzun bulunup bulunmadığı tabloyu kaydırır.
Getiri tablosu en yanıltıcı ekran. Aynı fonun bir yıllık, üç yıllık ve beş yıllık performansına ayrı ayrı bakınca çoğu zaman sıralamanın tamamen değiştiğini gördüm.
Fon toplam gider oranı, birikimimden her yıl sessizce çıkan tutar. Kısa vadede fark etmiyor; 20 yılda bileşik etkisiyle ciddi bir rakama dönüşüyor. İki benzer fon arasında karar verirken kesinti oranı düşük olanı seçmek, gelecekteki getiriyi tahmin etmeye çalışmaktan daha güvenilir bir tercih.
"Değişken fon" adı çok şey söylemiyor. Portföy dağılımına bakmadan iki değişken fonu karşılaştırmak mümkün değil; biri neredeyse tamamen tahvil tutarken diğeri hisse ağırlıklı olabiliyor. Aynı şekilde altın fonuyla fiziki gram altın almanın vergi ve likidite tarafı da farklı; ikisini birbirinin yerine koymuyorum.
Mevzuat yıl içinde belirli sayıda fon dağılımı değişikliğine izin veriyor, ama benim sorunum hakkım bitmesi değildi; fazla müdahale etmekti. Şimdi yılda bir kez, hep aynı ayda dağılımı gözden geçiriyorum. Piyasa haberine göre değil, takvime göre. Bu tek alışkanlık bana en çok parayı kazandıran değişiklik oldu diyebilirim.
Fon seçimi kadar önemli olan bir şey daha var: sistemde kalma süresi. Katkı payına eklenen devlet katkısı ve emeklilik hakkı kazanma koşulları, erken çıkışta getirinin büyük kısmını götürebiliyor. Yani en iyi fon seçimi bile, planı süresinden önce bozmanın maliyetini karşılamıyor.
Ben şu üç soruyu cevaplayamadığım bir fona para koymuyorum: Bu paraya kaç yıl sonra ihtiyacım var? Bu fon yüzde 20 düşerse davranışım ne olur? Yıllık kesinti oranı benzerlerine göre nerede duruyor? Üçüne net cevap veriyor